25 Eyl

İNŞAAT HUKUKUNDAN DOĞAN HAKLAR BAKIMINDAN ZAMAN AŞIMI VE ÖZELLİKLE AYIPLI İFA DURUMUNDA KULLANILACAK HAKLAR İÇİN ÖNGÖRÜLEN SÜRELER

HUKUK, YÖNETMELİK

İNŞAAT HUKUKUNDAN DOĞAN HAKLAR BAKIMINDAN ZAMAN AŞIMI VE ÖZELLİKLE AYIPLI İFA DURUMUNDA KULLANILACAK HAKLAR İÇİN ÖNGÖRÜLEN SÜRELER

Konuya geniş çaplı bir giriş yapmadan önce, “zaman aşımı” kavramının üzerinde durmak gerekir. Zaman aşımı, belirli bir süre öngörür. Bu süre geçirildiğinde, artık ilgili hak ileri sürülemez hale gelir. Fakat bu noktada dikkat edilmesi gereken şey şudur ki bir hakkın ileri sürülmesi bakımından zaman aşımı süresi dolmuşsa, mahkeme bu sürenin dolduğunu kendiliğinden dikkate alamaz. Bunu, ancak davanın diğer tarafı ileri sürebilir. Örneğin: Davacı açmış olduğu davasında, ileri sürmüş olduğu haklarından birini zamanaşımı süresi geçmiş olmasına rağmen ileri sürmüş olsun. Davalı, ilgili hak bakımından zaman aşımı defi ileri sürmezse (zamanaşımı süresinin dolduğuna ilişkin bir savunma yapmazsa) hakim davacını davasını zamanaşımı süresi dolduğu gerekçesiyle reddetmez.
Fakat bu durumu, hak düşürücü süreler ile karıştırmamak gerekir. Hak düşürücü süreler ile zaman aşımı süresi kavramları birbirinden apayrı kavramlar olup, hüküm ve sonuçları da büsbütün farklılık arz eder. Hak düşürücü sürenin geçirilmesi durumunda, zamanaşımında olduğunun aksine, bu sürenin geçirildiği mahkeme tarafından kendiliğinden ve bizatihi gözetilir. Hak düşürücü sürenin geçirilmiş olduğu varsayımında, yargıç bu durumu tespit eder ve ilgili hakkın kullanılmasını önler, davayı reddeder. Zamanaşımı ile hak düşürücü sürelerin birbirinden ayrılması ise, kanunun ilgili hükümlerinin bir hukukçu perspektifinden incelenmesi ve yorumlanması ile mümkündür. Çünkü, hak düşürücü süreler kanunda sınırlı olarak belirtilmiş olup, bu sürelerin bir hak düşürücü süre olup olmadığı kanun hükmünün lafzi yorumu ile anlaşılmaktadır. Yani bu sürelerin hesabı noktasında, mutlaka uzman bir hukukçunun işbirliği ile hareket edilmesi gerektiği rahatlıkla söylenebilir.

İNŞAAT HESABINI ÜCRETSİZ OLARAK DENEMEK İSTER MİSİNİZ?

Zamanaşımı süresinin dolması hususuna geri dönersek, denilebilir ki meşru ve mevcut bir hak, zamanaşımı süresinin dolmasının sonucunda, MEŞRU DAHİ OLSA ileri sürülemez hale gelir. Buna örnek olarak, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146. Maddesindeki zamanaşımı süresi gösterilebilir. Buna göre, kanunda ayrıca bir zamanaşımı süresi öngörülmediği takdirde (ki inşaat hukuku bakımından aşağıda değineceğimiz üzere farklı süreler öngörülmüştür) her alacak hakkı 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Yani örneğin: Bir sözleşme nedeniyle bir başkasından alacaklı olan kişi, bu alacağını 10 sene içinde dava konusu etmezse, artık alacağını 10 senenin dolumu itibariyle ileri süremez. Fakat, bu hususta mahkemenin kendiliğinden hareket etmeyeceğini ve zamanaşımı süresinin dolmuş olduğunu davalının ileri sürmesi gerektiğini tekrar hatırlatalım.
Konuya, inşaat hukuku bakımından yaklaşacak olursak, özellikle müteahhit tarafından ayıplı olarak teslim edilen eserler/yapılar bakımından, ayıplı inşaatın alıcısının (örneğin: Kat karşılığı inşaat sözleşmesi kurulmuşsa arsa sahiplerinin) ileri sürebileceği haklarını hangi zaman dilimi içerisinde ileri sürebileceğini ele almamız gerekir. Konuyla ilgili olarak, tartışmaya yer bırakmayacak derecede açık bir hüküm ihdas eden madde, TBK md. 478’dir. Buna göre, ayıplı olarak teslim edilen inşaatlarda, teslim tarihinden itibaren 5 yıl içinde ayıptan doğan haklar kullanılmalıdır. Müteahhit, AĞIR KUSURLU olarak yapıyı/inşaatı ayıplı teslim etmişse, bu durumda süre 5 yıl değil 20 yıl olur. Ağır kusur ifadesinden maksat, müteahhidin KÖTÜ NİYETİDİR.
Bu, bir hak düşürücü süre değil, zamanaşımı süresi olduğundan, mutlak surette İLERİ SÜRÜLMESİ gerekir. Aksi durumda, mahkeme bu sürenin geçtiğini kendiliğinden dikkate almaz.

Yapı Sınıf Maliyetleri 2019 25/09/2019 Zemin Tespit Tutanağ… 25/09/2019