TÜRK HUKUKUNDA İNŞAAT SEKTÖRÜNÜ İLGİLENDİREN KUSURSUZ SORUMLULUK HALLERİ

Türk tazminat hukukunda esas, KUSURLU OLANIN zararı tazmin etmesi prensibidir. Buna göre, haksız bir fiille üçüncü bir kişiye zarar vermiş olan kimse, bu zararın giderilmesi için zarar görene belirli bir miktar tazminat bedeli ödemek zorundadır.
Yukarıda belirttiğimiz husus, hukuk sistemlerinin genel olarak kabul ettiği kusur sorumluluğu ilkesinin bir açıklamasından ibarettir. Fakat bazı SAYILI durumlarda, kusur sorumluluğu yerine KUSURSUZ HALLERDE DAHİ SORUMLULUK ilkesi kabul edilmiştir. Buradan çıkarılması gereken anlam şudur: Kanun, her ne kadar ancak “kusurlu” olanın sırtına bir tazminat sorumluluğu yüklemişse de bazı istisnai durumlarda “kusursuz” olan da meydana gelmiş zararın giderilmesi bakımından sorumlu olabilmektedir. Fakat önemle altını çizmemiz gerekir ki kusursuz olunmasına rağmen meydana gelmiş olan zarardan sorumlu olunduğu haller, kanunda SINIRLI SAYI ilkesine tabi olarak sınırlanmıştır. Yani ancak istisnai hallerde kusursuz sorumluluk halleri gündeme gelir, yoksa kanunda sayılı olanların dışında bir durumda kusursuz sorumluluğun gündeme gelmesine olanak yoktur.
Kanunda sayılmış kusursuz sorumluluk halleri, kısaca ifade etmek gerekirse, “adam çalıştıranın sorumluluğu”, “hakkaniyet sorumluluğu”, “taşınmaz malikinin sorumluluğu”, “yapı malikinin sorumluluğu”, “yardımcı kişinin sorumluluğu”, “işletenin sorumluluğu”, “ev başkanının sorumluluğu” olarak sayılabilir. Yazımızın konusunu, YAPI MALİKİNİN SORUMLULUĞU oluşturmaktadır, çünkü bu sorumluluk türü inşaat hukukunda sıkça rastlayabildiğimiz bir sorumluluk türüdür.

İnşaat Hukukunda Yapı Malikinin Sorumluluğu
Yukarıda kısaca sözünü ettiğimiz gibi, Türk hukukundaki asıl prensip “kusurlu olanın/haksız fiil failinin zarar verici fiilinden sorumlu olması” ilkesidir. Fakat bazı durumlarda kanun koyucu, genel olarak hakkaniyeti tesis etmek maksadıyla, kusursuz da olsa bazı kimseleri meydana gelen zarardan sorumlu tutmuştur.
Bunlardan biri de yapı malikinin sahip olduğu kusursuz sorumluluktur. Buna göre, bir YAPININ (inşaatın, apartmanın, yahut da olağan bir binanın) maliki olan kimse, bu yapı yüzünden üçüncü kişilere gelmiş olan zararlardan, kusursuz da olsa sorumlu tutulmuştur.
Örneğin: İnşaat halindeki bir binanın tepesinden düşen bir kiremit, aşağıda seyretmekte olan bir otomobilin üzerine düşer ve otomobilde bir zarar meydana getirirse, zarara uğrayan otomobil sürücüsü, bu zararının tazmin edilmesini inşa edilmekte olan yapının maliki olan MÜTEAHHİTTEN isteyebilir. Müteahhit, kendisinden bu zararın tazmin edilmesi istendiğinde, binayı tüm dikkat ve özen yükümlülüğü kurallarına uygun olarak inşa ettiğini ve oluşan zarar nedeniyle kendisine bir kusur yüklenemeyeceğini belirtmek suretiyle bir savunmada bulunamaz. Çünkü yapı malikinin sorumluluğu, yukarıda da sözünü ettiğimiz gibi bir kusursuz sorumluluk halidir. O nedenle, bir inşaatın sahibi olan kimseler, yahut da bir binanın maliki olanlar, binanın bakımının son derece taze ve sağlam olduğunu sıklıkla kontrol etmelidirler. Zira herhangi bir sebeple bina nedeniyle üçüncü kişilere gelecek zararlar bakımından, hiçbir kurtuluş yolları olmaksızın sorumlu olurlar.

 

İNŞAAT HUKUKUNDA KARŞILAŞILABİLECEK SORUMLULUK TÜRLERİ VE ÖZELLİKLE HAKSIZ FİİL SORUMLULUĞU

Yazımıza başlarken önemle belirtmemiz gerekir ki kural olarak Türk hukuk sisteminde tazminat ödenmesi, ancak karşı tarafın bir HAKSIZ FİİL ile zarara uğratılmasının sonucu olarak, bu haksız fiilin sahibince gerçekleştirilir. Yani bir zarara kusuru ile sebep olan, meydana gelmiş olan zararı tazmin eder. Örneğin: Bir otomobilin boyasının çizilmesine neden olan kişi, otomobilin uğradığı zararı tazmin etmek zorundadır.
Fakat bazı durumlarda “KUSUR SORUMLULUĞU” dediğimiz bu ilke ihlale uğrar. Bunlar, kısaca “kusursuz sorumluluk halleri” olarak adlandırılmakla birlikte, ilgili kanunda sınırlı olarak sayılmıştır. Buna göre, zarara neden olan kişi bu zararı meydana getirmek bakımından hiçbir kusuru bulunmasa bile oluşan zararın tazmini bakımından etkin rol üstlenmek zorundadır. Bu esas, kanunda istisnai olarak kabul edilmiş bazı hallerde söz konusu olur. Fakat altını çizerek ifade etmemiz gerekir ki kusursuz sorumluluk istisna, kusur sorumluluğu ise esastır.
İnşaat Hukukunda Karşılaşılabilecek Sorumluluk Türleri Nelerdir?
İnşaat hukukunda, genel olarak şu iki tür sorumluluktan söz edilir: “Kusur sorumluluğu” ve “kusursuz sorumluluk”.
Kusur sorumluluğu, bir kimsenin bir başkasına HAKSIZ BİR FİİL ile zarar vermesi nedeniyle bu zararın giderilmesinden dolayı sahip olacağı mesuliyeti ifade eder. Buna haksız fiil sorumluluğu adını veriyoruz. Bir kimsenin, bir başkasının uğramış olduğu zarardan sorumlu tutulabilmesi için şu dört unsurun aynı anda gerçekleşmesi lazımdır:
1- Ortada, “zarar verici” bir fiil bulunmalıdır
2- Zarar verici fiil ile, meydana gelen zarar arasında uygun bir nedensellik bağı bulunmalıdır
3- Ortaya çıkan zarar, fiilin sahibinin kusuru ile meydana gelmelidir
4- Zarar verici fiilin sonucunda ortaya bir zarar tehlikesinin veya başka bir durumun çıkması yeterli değildir, ortaya bir “zarar” çıkmak zorundadır
Yukarıdaki dört unsurun tamamı, olayın meydana gelişinde mevcutsa, artık ortada bir haksız fiil sorumluluğu vardır. Bu sorumluluk, sahibine meydana gelmiş olan zararı giderme borcu yükler.
İnşaat hukukundaki haksız fiil sorumluluğu halleri, karşımıza genellikle şu iki şekilde çıkar:
a) Ya inşa edilen binadan düşen veya sıçrayan inşaat molozları/parçaları başkalarına ya da başkalarının mal varlığı değerlerine zarar verir (Bu durumlar, aynı zamanda bir “kusursuz sorumluluk” türü oluşturan yapı malikinin sorumluluğunun da kapsamına girer)
b) Ya da iş güvenliği mevzuatına aykırı davranışlar ve alınması gereken önlemlerin alınmaması gibi ihmalkârlıklar sebebiyle işçilerin/başkalarının gördüğü bedensel/eşyasal zararlar
Yukarıdaki hallerden ilkini, bir başka yazımızda incelemiş olduğumuzdan, özellikle (b)’de belirttiğimiz halin üzerine eğileceğiz.

İş ve sosyal güvenlik mevzuatı, özellikle işçilerin yaşam haklarını ve sair haklarını korumak maksadıyla, uygulamada “müteahhit” olarak anılan kişilere büyük sorumluluklar yükler. Aynı şekilde, inşaatın yürütülmesinden ve tamamlanmasından sorumlu teknik elemanlar da iş güvenliği mevzuatına uygun önlemleri almakla sorumludurlar.
Eğer, iş güvenliği önlemlerini almakla sorumlu olan kimse, bu önlemleri almazsa ve bu sebeple işçilerden biri ya da bir başkası bir zarar görürse, zarar görenler bu kişiler aleyhine MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASI açabilirler. Bu dava, yukarıda koşullarını belirttiğimiz haksız fiil sorumluluğunun bir parçası olarak açılır. Eğer işveren, işçinin uğramış olduğu zarara neden olan fiil bakımından bütünüyle KUSURSUZ olduğunu ispatlarsa, işçiye maddi ve manevi tazminat ödemekten kurtulabilir. Fakat kusursuz sorumluluk hallerinden biri olan yapı malikinin sorumluluğu bakımından böyle bir olanak yoktur, bununla karıştırmayınız.
Yukarıda yazılı olanların ışığında, işçilerin zarara uğramamaları bakımından gereken tüm önlemlerin alınması gerektiğini, aksi halde zarara uğrayan işçinin ve hatta, işçinin ölümü halinde geride kalan ailesinin maddi ve manevi tazminat istemlerini müteahhide ve sair kimselere karşı ileri sürebileceğini belirtebiliriz. O sebeple, yukarıda kısaca belirttiğimiz hukuki yaptırımlara maruz kalmamak için, gereken tüm önlemler işveren tarafından bizzat alınmalı ve daha sonradan sıkça kontrol edilmelidir.