11 Eyl

Götürü Bedelli Yüklenici/Taşeron Sözleşmesinde Bedelin Artırılması

HUKUK, YÖNETMELİK

GÖTÜRÜ BEDELLİ YÜKLENİCİ/TAŞERON SÖZLEŞMESİNDE BEDELİN ARTIRILMASI

İnşaat sektörüne konu yüklenici/taşeron sözleşmesi, yüklenicinin inşaata konu uzmanlık isteyen belli bir işin yapımını ve onarım-bakımını, bunun karşılığında iş sahibinin belli bir bedel ödemeyi üstlendiği “eser” sözleşmesidir.
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (Bundan sonra “TBK” olarak anılacaktır.) 470 ile 486. Maddeleri arasında düzenlemeye konu olan eser sözleşmesinde bedel, taraflarca yaklaşık veya götürü olarak kararlaştırılabilir. Eğer bedel yaklaşık olarak önceden belirlenmiş, kesin bedelin sözleşmeye konu işin tamamlanmasından sonra belirleneceği kararlaştırılmış ise bedel, yaklaşık bedel olacaktır. Bedelin götürü olarak belirlenmesi ise meydana gelecek iş/eser bedelinin önceden ve kesin olarak belirlenmesidir. Bu, işin tamamı için toptan bulunan bir rakam olabileceği gibi, birim fiyat üzerinden hesaplanacak bir rakam da olabilir. Götürü bedelin belirlenmesindeki amaç yüklenicinin işe başladıktan sonra fiilen geçekleştirmiş olduğu masrafların göz önünde tutulmamasıdır. Bu bağlamda TBK m.481’de de yer alan hükme göre yüklenici, işin/eserin yapımı için öngörülenden fazla emek sarf etmiş ve masraf yapmış olsa dahi sözleşmeye konu işi belirlenen bedelle yapmakla yükümlüdür ve belirlenen bedelin artırılmasını talep edemeyecektir.

Her ne kadar götürü bedelle belirlenen inşaat taşeron sözleşmelerinde bedelin artırılması mümkün değil ise de yasa koyucu TBK m.480/2 hükmü ile birlikte istisnai bir düzenleme getirmiştir. Anılan hükme göre öngörülemeyen veya öngörülüp de taraflarca göz önünde tutulmayan durumlar diğer bir ifade ile beklenmeyen haller söz konusu ise yüklenici sözleşme bedelinin artırılmasını hakimden talep edebilecek veya sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebilecektir. O halde götürü bedelin uyarlanması/artırılması, beklenmeyen halin gerçekleşmesinde gündeme gelecektir.

Belirtmek gerekir ki Yargıtay, sözleşme bedelinin yeniden uyarlanabilmesini işlem temelinin çökmesi şartına bağlamaktadır. İşlem temelinin çökmesi şartından söz edebilmek için beklenilmeyen halin öncelikli olarak taraflarca öngörülmemiş yahut öngörülmüş olsa da taraflarca göz önünde tutulmayan olay/olaylardan ve tarafların kusuru olmaksızın meydana gelmiş olması gerekmektedir. Mücbir sebep halleri beklenmeyen hal sayılması için en temel durum olarak kabul edilse de beklenmeyen haller mücbir sebep halleri ile sınırlı değildir. Örneğin kış aylarının beklenenin üzerinde olağan dışı çok uzun sürmesi, malzeme fiyatlarına fahiş derecede yüksek vergi konulması, sözleşmeye konu arsanın inşaata elverişli olduğunun anlaşılması gibi durumlar hukukçular tarafından beklenmeyen haller olarak kabul edilmiştir. Ayrıca ortaya çıkan beklenilmeyen hal işin belirlenen götürü bedelle tamamlanmasına imkan vermemesi diğer bir ifade ile yüklenicinin aşırı ifa güçlüğü içerisinde bulunması gerekmektedir. Bununla birlikte taraflar arasında akdedilen sözleşmede bedelin artırılmasını veya uyarlama talebini engelleyen herhangi bir hüküm bulunmaması gerekmektedir.

Son zamanlarda yüklenici firmaların döviz kurunun olağanüstü düzeyde artması, ekonomik durumunun istikrarsızlığı ve bu bağlamda ülkede devalüasyon halinin oluşması neticesinde piyasa koşullarının olağanüstü düzeyde kötüleşmesi gerekçe göstermek sureti ile sözleşme bedelinin uyarlanması talebinde bulunduğu görülmektedir. Ekonomik krizler, enflasyon oranının artması, devalüasyonlar, döviz kurunun artması neticesinde para değerinin düşmesi gibi durumların beklenmeyen hal olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceği Yargıtay kararları çerçevesinde değerlendirilmelidir.

İNŞAAT HESABINI ÜCRETSİZ OLARAK DENEMEK İSTER MİSİNİZ?

Yargıtay kararlarında yüklenici firmaların tacir olması ve tacir olmasının neticesinde basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümlülüğü altında olduğu piyasa koşullarına ilişkin öngörülü olması gerektiği belirtilmektedir. Ayrıca devalüasyon ve döviz kuru artışlarının piyasadaki belli ekonomik dar boğazlardan sonra meydana geldiği ve bu durumun öngörülemeyen/beklenmeyen hal olarak nitelendirilemeyeceği kanaatine varılmaktadır. Örnek olması açısından aşağıda kararın ilgili kısmı paylaşılmaktadır;
“… Basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümlülüğü, objektif bir özen ölçütü getirmekte ve tacirin ticari işletmesiyle ilgili faaliyetlerinde, kendi yetenek ve imkanlarına göre ondan beklenebilecek özeni değil; aynı ticaret dalında faaliyet gösteren tedbirli, öngörülü bir tacirden beklenen özeni göstermesinin gerekli olduğu kabul edilmektedir. Gerekli tedbirleri almadan sözleşme yapan ve borç altına giren tacirin; basiretli davranıp gereken tedbirleri alması halinde önleyebileceği bir ödeme güçlüğünü gerekçe göstererek, sözleşmenin uyarlanmasını istemesi, hukuk düzeninin kabul edebileceği bir durum değildir. Yukarıda açıklandığı gibi, Ülkemizde 1958 yılından beri devalüasyonlar ilan edilmekte, sık sık para ayarlamaları yapılmakta, Türk parasının değeri Dolar ve diğer- yabancı paralar karşısında düşürülmektedir. Ülkemizdeki istikrarsız ekonomik durum, tacir olan davacı tarafından tahmin olunabilecek bir keyfiyettir.

Yukarıdan beri açıklandığı gibi Türkiye’de yıllardan beri ekonomik paketler açılmakta, ancak istikrarlı bir ekonomiye kavuşamamaktadır. Devalüasyonların ülkemiz açısından önceden tahmin edilemeyecek bir keyfiyet olmadığı, kur politikalarının her an değişebileceği bir gerçektir. Nitekim kira sözleşmesinin yapılmış 1.1.2001 tarihten yaklaşık bir ay sonra Şubat 2001 tarihli ekonomik kriz meydana gelmiş ve yukarıda değinilen şekilde 21.2.2001 tarihinde, sabit kur uygulaması terk edilip, dalgalı kura geçilmiştir. Bilirkişi raporlarındaki açıklamalardan da, sözleşme ve dava tarihleri arasındaki süre içerisinde döviz kurunun %60’ın üzerinde bir artış gösterdiği anlaşılmaktadır. Devalüasyon ve ekonomik krizlerin aniden oluşmadığını, piyasadaki belli ekonomik darboğazlardan sonra meydana geldiği bilinmektedir.
Dolayısıyla, somut olayda, tacir olan davacı yönünden, uyarlamanın temel koşullarından biri olan “Sonradan ortaya çıkan olguların tahmin edilemez nitelikte olması veya olgular tahmin edilebilmekle birlikte, bunların sonuçlarının somut olaya etkilerinin bu derecede ağır olabileceğinin öngörülememiş olması” unsuru gerçekleşmemiştir. Hal böyle olunca, yerel mahkemenin aynı sonuca varan direnme kararı; usul ve yasaya uygun olup, onanmalıdır.”(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2013/13-599 E., 2013/599 K. Sayılı Karar)

Sonuç olarak götürü bedelli eser sözleşmelerinde bedelin artırılması mutlak surette işlem temelinin çökmesi şartına bağlanmıştır. İşlem temelinin çökmesi ise beklenmeyen halin taraflarca öngörülemez nitelikte olmasına ve bu halin,aşırı ifa güçlüğüne sebebiyet vermesi şeklinde sıkı kurallara bağlı olduğunu görebilmekteyiz.

Ahşap Kapı Tadilat… 29/09/2018