Bağışlama Sözleşmesi Ve Murislerin Muvazaaları

Günlük hayatımızda kazandırma, genellikle bir karşılık beklenmeden birine bir şey vermek olarak bilinir. İktisadi anlamda kazandırma da, kendi malvarlığında bir artış sağlanmasına karşılık bir şey kaybetmemek olarak açıklanabilir. Hukukta kazandırma ise, bir kimsenin amaçlı bir eylemle bir başkasına malvarlıksal, yani parayla ölçülebilir bir menfaat sağlaması demektir. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere, hukuki anlamda kazandırma karşılıklı ya da karşılıksız olabilir; kazandırma karşılıklı olduğunda bu karşılığın yapılan kazandırmaya denk olmaması da hukuken kazandırma kavramının varlığını engellemez. Bilakis, bu gibi durumlar, ortada hukuken tek bir kazandırma değil, iki ayrı kazandırma olduğu anlamına gelir. Hukuki anlamda kazandırmanın konusunu oluşturan malvarlıksal menfaat, dört temel şekilde karşımıza çıkar. Bunlar; karşı tarafın malvarlığının aktifinin artması, pasifinin azalması, aktifinin azalmasının engellenmesi ve pasifinin artmasının engellenmesidir. (Aktif: Sahip olunan tüm malvarlığı hakları. PASİF: Sahip olunan tüm borçlar.)
Örneğin: Bir kimsenin, bir taşınırının veya taşınmazının mülkiyetini karşılıksız olarak bir başkasına devretmesi halinde karşı tarafın malvarlığının aktifi artar. Bir alacaklının borçlusunu ibra etmesi neticesinde ise borçlunun pasifi azalır. Komşusunun evinde çıkan yangını fazlaca yayılmadan söndüren bir kişi, komşusunun aktifinin azalmasını, yine komşusunun evinde açık kaldığını fark ettiği musluğu ve elektrik düğmelerini kapatarak komşusunun su ve elektrik faturasının boş yere kabarmasını önleyen kişi de komşusunun pasifinin artmasını engellemiştir. Tüm bu durumlarda, bir kişinin amaçlı bir eylemi bir başka kişinin malvarlıksal bir menfaat elde etmesini sağladığı için, hukuken birer kazandırma söz konusudur.
Bağışlama Nedir?
Bağışlama, yukarıda yaptığımız KAZANDIRMA işleminin, KARŞILIKSIZ olarak yapılması anlamına gelir. Bir kimsenin, bir başkasının malvarlığına aktifinin artırılması ya da pasifinin azaltılması yoluyla yaptığı karşılıksız kazandırmalar, bağışlamayı oluşturur.

Miras Hukuku İle İlgili Nedir?
Murisler, bazı durumlarda mirasçılarına miras bırakmak istememektedirler. Bunu doğrudan yapma olanağı bulunmayan muris, adına MUVAZAA dediğimiz yola başvurmaktadır. Bunun için de, bağışlama sözleşmesi bir perde olarak kullanılmaktadır. Muvazaa, gerçekte bir işlem yapılmıyor olmasına rağmen var gibi göstermek için ya da gerçekte yapılan işlemin, sanki başka bir işlemmiş gibi göstermek için başvurulan yoldur. Türk hukukunda, muvazaalar geçersiz kabul edilir.
Muris, sahip olduğu malvarlığı değerlerini, mirasçılara mirastan pay bırakmamak kastıyla, gerçekte satıyor olmasına rağmen BAĞIŞ gibi gösterebilmektedir. Kural olarak, taşınmazların satışlarına ilişkin muvazaa, hiçbir şekilde geçerli sayılamaz. Muvazaanın var olduğunu iddia edenler, muvazaa iddialarını TANIKLA dahi ispat edebilirler. Muvazaanın varlığı mahkemece anlaşıldıktan sonra, yapılan bağış işlemi İPTAL edilir. İptal edilen işlemle birlikte, mirasçılar bağışlanmış gibi gösterilen mal üzerinde de miras hakkına sahip olurlar. Gerçekte satış olan, fakat dışarıya bağış gibi gösterilen işlemin iptal edilmesi durumunda, murise satış bedelini ödemiş olan alıcı, murise ödediği paranın iadesini isteyebilir, nitekim buna hakkı vardır. Zira, iptal edilen satış, geçmişe etkili olarak, sanki hiç kurulmamış gibi sona erdirilmiştir ve taraflar, iptal edilmiş olan hukuki ilişkiye dayanarak birbirlerine vermiş olduklarını iade etmek borcu altına girerler. Muris, edindiği kazanımları iade etmekle mesul olduğu gibi, muvazaanın öteki tarafı durumunda olan üçüncü kişi de, varsa edindiği değerleri iade eder.

 

TAŞINMAZ SATIŞLARINDA MİRASÇILARI MİRASTAN MAHRUM BIRAKMAK İÇİN BAŞVURULAN MUVAZAALAR

Hukuk sistemimizde, “irade ile beyan arasında meydana gelen uyuşmazlıklar” başlığı altında değerlendirdiğimiz bir hukuki kurum vardır. Bu durumlar, hukuki işlemi yapan tarafın, işlemi gerçekleştirirken sahip olduğu gerçek arzusu ile, dış dünyaya yansıttığı irade açıklaması arasındaki zıtlıklar demektir. Buna, Türk hukuk öğretisinde; “MUVAZAA”, “latife beyanı” yahut da “zihni kayıt” şeklinde örnekler verilse de, yazımızın konusu muvazaa mefhumu ile ilgilidir.
Kural olarak, muvazaalı işlem geçersizdir. Fakat muvazaalı işlemin var olduğu ispat etmek son derece güç bir durumdur. O sebeple, muvazaalı işlemin unsurlarını bilmekte yarar vardır. Muvazaalı işlemin unsurlarını açıklamadan önce, kısaca ne olduğu açıklayalım. Muvazaa, iki taraflı bir hukuki işlemde, iki tarafın iradesi ile beyanları arasında İSTENEREK meydana getirilen bir uygunsuzluk halidir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 19. Maddesinde “Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.” denilerek, muvazaalı işlemlerin geçersiz olduğu açıklıkla ifade edilmiş olmaktadır. Bu noktada, üzerinde özenle durmamız gereken hususlardan biri de muvazaanın hukuki jargondan uzak tanımlamasıdır. Amiyane bir tabirle, muvazaanın asıl amacının şu olduğu söylenebilir: Muvazaa, iki taraf arasında bilerek ve istenerek, BAŞKALARINI KANDIRMAK maksadıyla kurulmuş gibi gösterilen hukuki işlemler için kullanılan bir tabirdir.
Mesela, miras bırakanın (muris) mirasçılarına hiç miras bırakmak istemediğini ve bunun için çareler aradığını düşününüz. Muris, kendisi öldükten sonra mirasçıları mirasına sahip olamasın diye malvarlığı değerlerini henüz hayattayken başkalarına BAĞIŞLAR gibi yapmış olsun. Halbuki bağış yapmamıştır. Satmıştır, parasını ise başka amaçlarla kullanmıştır. Kendisi öldükten sonra, aslında geride bıraktığı malvarlığı değerleri bağışlanmayıp satılmış olmasına rağmen bağışlanmış gibi gösterildiği için, mirasçılar murisin geride bıraktığı malvarlığı değerlerinden yararlanamayacaklardır. Muvazaayı gerçekleştiren muris ve bağışlamayı kabul etmiş gibi gözüken üçüncü kişi, aslında ortada bir bağış olmamasına rağmen, üçüncü kişileri sanki ortada bir bağışlama işlemi varmış gibi kandırmak ve bu sayede çeşitli menfaatler elde etmek amacıyla böyle bir hukuksuzluğa girişmişlerdir.

Yukarıda da söz ettiğimiz gibi, MUVAZAALI İŞLEMLER GEÇERSİZDİR. Fakat asıl sorun, muvazaanın İSPAT EDİLMESİ sorunudur. Muvazaalı bir işleme maruz kalan kişi olduğunuzu düşününüz. Muvazaanın varlığından haberdar olmanız elbette hukuki mercilere muvazaanın varlığı konusunda ispat yapmanız için yeterli olmayacaktır. Bunun için, makul bir ispat vasıtası gerekecektir. Muvazaalı işlemlerin ispatının, fiziksel anlamda son derece zor olması nedeniyle, ispat hukukumuzda bunun için bir kolaylık getirilmiştir. Buna göre, MUVAZAALI İŞLEMLER TANIK DELİLİ İLE DE İSPATLANABİLİR. Yani, taraflar arasında muvazaa olduğunu iddia eden kişi, bunu yazılı delil ile ispatlamak zorunda olmaksızın, tanık deliline yahut da öteki delil türlerine dayanarak da ispatlayabilir.