BIM ile Maliyet Yönetimi ve Öngörülebilirliğe Geçiş ile İlgili Yüksek İnşaat Mühendisi Mahir Kaplan’ın içeriğine yer verdik.

İçeriğin 7. Sayıdaki detaylı haline buradan erişebilirsiniz.

 

Son yıllarda Türkiye’de inşaat sektörü paydaşlarının en büyük sorunlarından biri, maliyetlerin öngörülemez hale gelmesidir. Yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanmalar, işçilik ve malzeme fiyatlarının kısa sürede geçerliliğini yitirmesi, proje bütçelerini klasik yöntemlerle yönetmeyi giderek zorlaştırmaktadır. Artık bir projede maliyet hesabı yapmak, yalnızca doğru metraj çıkarmakla sınırlı bir faaliyet olmaktan çıkmış; tüm proje paydaşlarıyla aktif diyalog geliştirilip dinamik bir maliyet yönetim süreci gerekliliği doğmuştur.

Geleneksel metraj ve keşif yöntemleri, uzun yıllar boyunca sektörün temel dayanağı olmuştur. Ancak bu yöntemler, özellikle karmaşık ve büyük ölçekli projelerde, değişime ayak uydurmakta yetersiz kalmaktadır. Proje sürecinde yapılan revizyonların maliyet tablolarına geç yansıması, disiplinler arası koordinasyon eksikliği ve uygulama ile keşif arasındaki kopukluk, bütçe hedeflerinde yaşanan sapmaların başlıca nedenleri arasında yer almaktadır.

Bu noktada BIM (Building Information Modeling), yalnızca bir tasarım veya görselleştirme aracı değil, maliyet belirsizliğini yönetmeyi hedefleyen bütüncül bir yaklaşım olarak öne çıkmaktadır. BIM’in maliyet yönetimindeki asıl rolü, rakamları “daha ucuz” hale getirmekten ziyade, maliyetleri daha erken aşamada görünür ve kontrol edilebilir kılmaktır.

2. GELENEKSEL MALİYET YÖNETİMLERİNİN TEMEL PROBLEMLERİ

2.1 Maliyet Verisinin Dağınık Yapısı ve Güncellik Sorunu

Geleneksel maliyet yönetimi yaklaşımında maliyet verisi, proje sürecinin tamamına entegre edilmiş canlı bir bilgi seti olarak değil; belirli aşamalarda üretilen ve zaman içerisinde güncelliğini kaybeden bir çıktı olarak ele alınmaktadır. Metraj, keşif ve bütçe çalışmaları çoğunlukla tasarımın belirli bir olgunluk seviyesinde hazırlanmakta, proje ilerledikçe bu veriler aynı hızda güncellenememektedir.

İnşaat projeleri doğası gereği dinamik süreçlerdir. Tasarım kararları revize edilir, uygulama yöntemleri sahadaki koşullara göre uyarlanır, malzeme ve işçilik fiyatları piyasa şartlarına bağlı olarak değişir. Buna karşın geleneksel yöntemlerde maliyet verisi, bu değişkenliğe eş zamanlı olarak tepki veremez. Bu durum, maliyet bilgisinin proje kararlarını yönlendiren aktif bir araç olmaktan çıkmasına yol açar.

Maliyet verisinin üretildiği ortamlar da bu sorunu derinleştirir. Metrajlar çizimler üzerinden, keşifler farklı doküman setleri üzerinden, bütçe takibi ise çoğu zaman projeden kopuk elektronik tablolar aracılığıyla yürütülür. Bu da maliyet bilgisinin bütüncül bir yapı içerisinde değerlendirilmesini zorlaştırır ve proje paydaşları arasında ortak bir maliyet dili oluşmasını engeller.

Sonuç olarak proje ekibi, her aşamada güncel ve güvenilir maliyet bilgisine ulaşmakta zorlanır. Maliyet, proje sürecinin doğal ve yönlendirici bir bileşeni olmaktan ziyade, belirli aralıklarla kontrol edilen ve çoğu zaman geriden gelen bir göstergeye dönüşür. Bu yaklaşım, maliyet yönetiminde öngörülebilirliği azaltan ve bütçe sapmalarına zemin hazırlayan bir yapı oluşturur.

2.2 Proje Paydaşları Arasında Kopukluk ve Bilgi Süreksizliği

Geleneksel maliyet yönetiminde en belirgin sorunlardan biri, projeye dahil olan paydaşlar arasında sağlıklı ve sürekli bir bilgi akışının kurulamamasıdır. Tasarımcılar, yükleniciler, alt yükleniciler, işveren temsilcileri, danışmanlar ve şantiye ekipleri; çoğu zaman aynı proje üzerinde çalışıyor olsalar da, aynı bilgiye aynı anda erişemezler.

Bu kopukluk, yalnızca teknik disiplinler arasında değil; proje sürecinin tüm aktörleri arasında ortaya çıkar. Tasarım aşamasında alınan kararlar, uygulama ekibine eksik veya geç aktarılır. Şantiyede geliştirilen çözümler, bütçe ve keşif süreçlerine sistematik bir şekilde yansıtılmaz. İşveren tarafında yapılan yön değişiklikleri, maliyet üzerindeki etkileri net olarak görülmeden uygulanır.

Sonuçta proje süreci, birbirinden kopuk bilgi adacıkları üzerinden ilerler. Her paydaş kendi sorumluluk alanı çerçevesinde doğru işler yapmaya çalışırken, proje bütünü açısından maliyet yönetimi zayıflar. Çünkü maliyet, tek bir tarafın kontrol edebileceği bir veri değildir; tüm paydaşların ortak kararlarıyla şekillenir.

Bu yapı içinde maliyet bilgisi, çoğu zaman geç ortaya çıkan bir sonuç haline gelir. Bir kararın teknik olarak uygulanabilir olduğu anlaşıldığında, artık o kararın maliyet etkisini tartışmak için çok geç kalınmış olabilir. Böylece maliyet yönetimi, karar alma sürecinin gerisinde kalan bir fonksiyon olarak konumlanır.

Geleneksel yaklaşımda bu kopukluk, çoğu zaman “iletişim eksikliği” olarak tanımlanır. Oysa asıl sorun, iletişimin ötesinde, ortak ve güncel bir veri zemininin bulunmamasıdır. Paydaşlar arasında paylaşılan bilgi, çoğu zaman farklı formatlarda, farklı güncellik seviyelerinde ve farklı yorumlara açık şekilde dolaşır.

Bu durum, maliyet yönetimini öngörüden uzaklaştırır. Projenin herhangi bir aşamasında alınan kararın bütçeye etkisi, bütün paydaşlar tarafından aynı anda görülemediği sürece, maliyet kontrolü etkin bir şekilde sağlanamaz. İşte bu noktada, maliyet bilgisini ortak bir platformda toplayan ve sürekliliğini sağlayan sistemlere duyulan ihtiyaç ortaya çıkar.

3. BIM NEDİR?

BIM (Building Information Modeling) çoğu zaman üç boyutlu modelleme ile özdeşleştirilmektedir. Ancak BIM’i yalnızca geometrik bir modelleme yöntemi olarak tanımlamak, bu yaklaşımın inşaat sektörüne getirdiği asıl dönüşümü göz ardı etmek anlamına gelir. Üç boyutlu model, BIM’in yalnızca görünen yüzüdür; asıl değer, modelin arkasında yer alan bilgi yapısında yatmaktadır.

BIM’in çıkış noktası da aslında bu ihtiyaca dayanmaktadır. 1970’li yıllardan itibaren akademik çalışmalarda yapıların yalnızca geometrik olarak değil, bilgi temelli olarak modellenmesi fikri tartışılmaya başlanmıştır. 2000’li yıllarla birlikte bilgisayar teknolojilerinin gelişmesi, bu yaklaşımın pratikte uygulanabilir hale gelmesini sağlamıştır. BIM, temelde inşaat projelerinde dağınık halde üretilen bilgiyi tek bir dijital yapı altında toplama ve bu bilgiyi proje süreci boyunca tutarlı biçimde yönetme arayışının bir sonucudur.

Bu nedenle BIM, çizim üretmekten çok, karar üretmeye hizmet eden bir sistem olarak ele alınmalıdır. Proje sürecinde alınan her teknik karar, yalnızca mekânsal bir değişiklik olarak değil; zaman, maliyet ve risk boyutlarıyla birlikte değerlendirilebilir hale gelir. Örneğin bir taşıyıcı sistem değişikliği, yalnızca projede yapılan teknik bir revizyon olarak kalmaz; bu değişikliğin metrajlara, iş programına ve bütçeye olan etkisi BIM ortamında eş zamanlı olarak izlenebilir.

BIM’in en kritik özelliklerinden biri, bilginin modele bağlı olmasıdır. Geleneksel yöntemlerde metraj, keşif ve bütçe verileri çizimlerden türetilir ve bu çizimlerden bağımsız dokümanlar olarak yaşamlarını sürdürür. BIM yaklaşımında ise bu veriler doğrudan modelin kendisinden beslenir. Model güncellendiğinde, ona bağlı tüm çıktılar da otomatik olarak güncellenir. Bu özellik, maliyet verisini statik ve geçmişe dönük bir belge olmaktan çıkararak, dinamik ve güncel bir yönetim aracına dönüştürür.

BIM’in zaman ve maliyet boyutlarıyla entegre edilmesi (4D ve 5D BIM), bu yaklaşımı klasik proje yönetiminden ayıran önemli bir aşamadır. İş programı ile modelin ilişkilendirilmesi, imalatların zamansal dağılımını görselleştirirken; maliyet verisinin bu yapıya entegre edilmesi, nakit akışı ve bütçe takibinin daha gerçekçi yapılmasını mümkün kılar. Böylece proje, yalnızca “ne inşa ediliyor?” sorusuna değil, aynı zamanda “ne zaman ve ne bedelle?” sorularına da tutarlı cevaplar üretebilir.

Özetle BIM, maliyetleri düşüren bir sihirli araç değil; maliyetleri anlamlandıran, görünür kılan ve yönetilebilir hale getiren bir sistemdir. BIM sayesinde proje ekipleri, geçmiş projelere dayalı tahminler yapmak yerine, güncel ve bütünleşik veriler üzerinden karar alabilir. Bu da maliyet yönetiminde sezgisel yaklaşımların yerini, analitik ve öngörülebilir bir yapıya bırakmasını sağlar.

4. BIM’İN İNŞAAT MALİYETLERİNE ETKİSİ

4.1 Tasarım Aşamasında Maliyete Etkisi

(Erken Karar = Ucuz Karar)

İnşaat projelerinde maliyetin önemli bir bölümü, henüz sahaya inilmeden önce alınan tasarım kararlarıyla şekillenir. Yapı sistemi seçimi, taşıyıcı eleman boyutları, kat yükseklikleri ve mimari organizasyon gibi kararlar, uygulama aşamasında geri dönülmesi zor maliyet etkileri üretir. Bu nedenle tasarım süreci, yalnızca mühendislik doğruluğu açısından değil, aynı zamanda maliyet stratejisinin belirlendiği temel aşama olarak ele alınmalıdır.

Geleneksel proje süreçlerinde tasarım kararları çoğu zaman teknik gereklilikler veya alışkanlıklar doğrultusunda alınır; maliyet etkileri ise bu kararların doğal sonucu olarak sonradan değerlendirilir. BIM yaklaşımı bu ilişkiyi tersine çevirir. Tasarım alternatiflerinin maliyet üzerindeki etkileri, daha karar aşamasında görünür hale gelir ve karşılaştırılabilir bir yapıya kavuşur. Böylece tasarım, yalnızca “yapılabilir” çözümler üretmekle kalmaz; maliyet açısından da rasyonel tercihler yapılmasını mümkün kılar.

BIM ortamında maliyet, tasarımdan bağımsız bir çıktı değil; tasarımın ayrılmaz bir bileşeni olarak ele alınır. Taşıyıcı sistemde, kat yüksekliklerinde veya mimari çözümlerde yapılacak küçük değişikliklerin, imalat miktarları ve işçilik yoğunluğu üzerindeki etkileri daha erken aşamada değerlendirilir. Bu yaklaşım, sahada telafi edilmesi mümkün olmayan maliyet artışlarının önüne geçilmesini sağlar. Bu nedenle “erken karar, ucuz karardır” ifadesi, BIM’in tasarım–maliyet ilişkisini özetleyen teknik bir tespittir.

4.2 Metraj ve Keşif Doğruluğu

Maliyet yönetiminin güvenilirliği, büyük ölçüde metraj ve keşif verilerinin doğruluğuna dayanır. Geleneksel yöntemlerde metraj, iki boyutlu çizimlerden türetilen ve çoğu zaman projeden bağımsız yaşayan bir çıktıdır. Projede yapılan her revizyon, bu çıktılar üzerinde manuel müdahale gerektirir ve bu süreç, hata riskini kaçınılmaz olarak artırır.

BIM tabanlı metraj yaklaşımında ise metraj, çizimlerden değil, doğrudan modelden üretilir. Model, tekil ve güvenilir bir veri kaynağı olarak kurgulandığında, projede yapılan her değişiklik metraj ve keşif verilerine otomatik olarak yansır. Bu durum, keşiflerin kısa sürede güncelliğini yitirmesini engeller ve maliyet hesaplarının proje süreci boyunca tutarlı kalmasını sağlar.

Buradaki temel kazanım, hatanın tamamen ortadan kaldırılması değil; hatanın sistematik hale gelmesinin önlenmesidir. BIM, metraj sürecini kişisel deneyim, dikkat seviyesi veya yorum farklarına bağlı olmaktan çıkarır. Metraj ve keşif, proje sürecinden kopuk belgeler olmaktan çıkarak yaşayan ve güncellenen bir yapıya dönüşür. Bu da maliyet yönetiminde süreklilik, şeffaflık ve güvenilirlik sağlar.

4.3 Şantiye Aşaması, Dolaylı Maliyetler ve Risk Yönetimi

Şantiye aşamasında ortaya çıkan maliyet artışlarının önemli bir bölümü, doğrudan imalat miktarlarından değil; dolaylı etkilerden kaynaklanır. Süre uzamaları, beklemeler, yeniden işçilikler ve koordinasyon eksiklikleri, bütçeyi sessizce zorlayan başlıca unsurlardır. Bu tür maliyetler çoğu zaman birim fiyat analizlerinde veya keşif tablolarında net biçimde izlenemez; ancak proje bütçesi üzerinde belirleyici etki yaratır.

BIM’in şantiye sürecine katkısı, bu dolaylı maliyetlerin kaynağını erken aşamada görünür kılmasıdır. Disiplinler arası uyumsuzlukların ve uygulama çakışmalarının tasarım aşamasında tespit edilmesi, sahada üretilen geçici çözümlerin önüne geçer. Bu da uygulama sürecinin daha planlı, daha öngörülebilir ve daha az müdahaleye ihtiyaç duyan bir yapıda ilerlemesini sağlar.

BIM’in zaman ve maliyet boyutlarıyla entegre edilmesi, bu yaklaşımı yalnızca bir koordinasyon aracı olmaktan çıkarıp etkili bir risk yönetimi mekanizmasına dönüştürür. İş programı ile maliyet verilerinin ilişkilendirilmesi, gecikmelerin, hızlandırma kararlarının veya yöntem değişikliklerinin bütçe üzerindeki etkilerini daha net ortaya koyar. Böylece maliyet yönetimi, gerçekleşen sorunlara tepki vermek yerine, olası senaryoları önceden değerlendiren bir yapıya evrilir.

Özellikle enflasyon ve fiyat dalgalanmalarının yüksek olduğu koşullarda, BIM tabanlı senaryo analizleri önemli bir avantaj sağlar. Farklı maliyet varsayımları altında projenin nasıl etkileneceğinin önceden görülebilmesi, bütçe sapmalarının kontrol altında tutulmasına katkı sağlar. Bu yönüyle BIM, maliyetleri düşürmekten çok, maliyet risklerini yönetilebilir seviyede tutan bir yaklaşım sunar.

5. TÜRKİYE’DE BIM VE MALİYET YÖNETİMİ: MEVCUT DURUM

Türkiye’de BIM kullanımının gelişimi, teknolojik bir araçtan çok sektörel bir farkındalık süreci olarak ilerlemiştir. 2013 yılında Emaar Square Alışveriş Merkezi ile başlayan ilk kamusal referanslar, BIM’in ağırlıklı olarak tasarım koordinasyonu ve görselleştirme amacıyla kullanıldığı bir dönemi temsil etmektedir. Bu erken uygulamalar, BIM’in potansiyelini göstermiş olsa da, maliyet yönetimiyle doğrudan ve sistematik bir entegrasyon henüz gündeme gelmemiştir.

2014 yılında İstanbul Metro Hattı projelerinde BIM kullanımının zorunlu hale gelmesi, Türkiye’de BIM’in kamu projeleri ölçeğinde ilk kez kurumsal bir çerçeveye oturtulduğunu göstermektedir. Ancak bu dönemde BIM, ağırlıklı olarak disiplinler arası çakışmaların azaltılması, uygulama hatalarının önlenmesi ve proje koordinasyonunun artırılması amacıyla değerlendirilmiştir. Metraj, keşif ve bütçe süreçleri ise hâlen geleneksel yöntemler üzerinden yürütülmüş; BIM modeli ile maliyet verileri arasında doğrudan ve sürdürülebilir bir bağ kurulmamıştır.

2015–2018 yılları arasında hastane, konut ve havalimanı projelerinde BIM’in kullanılması, modelleme ölçeğinin ve teknik kapasitenin önemli ölçüde arttığını göstermektedir. Özellikle İstanbul Havalimanı gibi mega projelerde, BIM yalnızca bir tasarım aracı değil; lojistik planlama, yapım sıralaması ve iş programı yönetimi için de kullanılmıştır. Bununla birlikte, bu projelerde dahi BIM tabanlı maliyet yönetimi çoğunlukla kontrol ve raporlama düzeyinde kalmış; doğrudan maliyet üretimi ve dinamik bütçe güncelleme mekanizmaları sınırlı ölçüde uygulanabilmiştir. Bu durum, BIM’in teknik olarak yeterli olduğu ancak maliyet yönetimiyle entegrasyonun organizasyonel düzeyde tamamlanamadığını göstermektedir.

2017 sonrası dönemde BIM4Turkey, buildingSMART Türkiye ve Women in BIM Türkiye gibi oluşumların kurulması, BIM’in artık yalnızca bir yazılım meselesi değil, standartlar, süreçler ve mesleki dönüşüm başlığı altında ele alındığını ortaya koymaktadır. Bu gelişmeler, özellikle veri standardizasyonu ve ortak dil oluşturma açısından kritik öneme sahiptir. Maliyet yönetimiyle entegre bir BIM yaklaşımı için, modelde yer alan her elemanın ölçülebilir, sınıflandırılabilir ve maliyet verisiyle ilişkilendirilebilir olması gerekmektedir. Türkiye’de bu noktada yaşanan temel sorun, projeler arasında ortak bir sınıflandırma ve veri yapısının henüz yaygınlaşmamış olmasıdır.

2020 ve 2022 yıllarında ISO 19650 standartlarının TSE tarafından yayımlanması, Türkiye’de BIM’in kurumsal ve sözleşmesel altyapısının oluşması açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Bu standartlar, özellikle bilgi yönetimi süreçlerini tanımlayarak BIM’in proje yaşam döngüsü boyunca nasıl kullanılacağını netleştirmektedir. Ancak ISO 19650’nin doğrudan maliyet yönetimini değil, bilginin yönetimini esas alması, maliyet entegrasyonunun hâlen proje bazlı yaklaşımlara bağlı kalmasına neden olmaktadır. Başka bir ifadeyle, standartlar bir çerçeve sunmakta; maliyet entegrasyonunun derinliği ise proje paydaşlarının yaklaşımına bırakılmaktadır.

Türkiye’de BIM ile maliyet yönetimi arasındaki kopukluğun temelinde, BIM’in çoğunlukla tasarım odaklı bir teknoloji olarak konumlandırılması yatmaktadır. Pek çok projede BIM modeli, ihale öncesi veya sunum aşamasında üretilmekte; uygulama ve maliyet yönetimi süreçlerine yeterince entegre edilmemektedir. Model ile keşif, bütçe ve hakediş sistemleri arasında canlı bir ilişki kurulmadığında, BIM kaçınılmaz olarak “izole bir çıktı” haline gelmektedir. Bu durum, BIM’in sunduğu sayısal ve analitik avantajların büyük ölçüde atıl kalmasına yol açmaktadır.

Bununla birlikte, Türkiye’de maliyet yönetiminin genel yapısı da bu entegrasyonu zorlaştırmaktadır. Keşif ve bütçe süreçleri çoğu zaman ihale odaklı ele alınmakta; uygulama sürecinde yaşayan ve güncellenen bir sistem olarak kurgulanmamaktadır. Oysa BIM’in maliyet yönetimine getirdiği en önemli katkı, değişikliklerin anlık olarak maliyete yansıtılabilmesi ve farklı senaryoların önceden analiz edilebilmesidir. Mevcut sözleşme ve organizasyon yapıları, bu dinamik yaklaşımı her zaman desteklememektedir.

Öte yandan, büyük ölçekli ve kurumsal projelerde bu algının kademeli olarak değiştiği gözlemlenmektedir. Altyapı projeleri, şehir hastaneleri ve büyük karma kullanımlı yapılar, BIM’in maliyet ve zaman yönetimiyle daha entegre kullanıldığı ilk örnekleri oluşturmaktadır. Bu projelerde BIM, doğrudan maliyet düşürme aracı olarak değil; bütçe kontrolü, risk yönetimi ve karar destek sistemi olarak konumlandırılmaktadır. Bu yaklaşım, özellikle belirsizliklerin yüksek olduğu projelerde BIM’in gerçek değerini ortaya koymaktadır.

Türkiye gibi enflasyonun yüksek ve fiyat dalgalanmalarının sık yaşandığı bir ülkede, BIM’in maliyet yönetimine sağlayacağı en kritik katkı, belirsizliği ortadan kaldırmak değil; belirsizliği yönetilebilir hale getirmektir. BIM tabanlı modeller sayesinde farklı maliyet senaryolarının önceden test edilebilmesi, ani fiyat değişimlerine karşı daha hazırlıklı olunmasını sağlamaktadır. Bu durum, BIM’i yalnızca teknik bir araç değil, stratejik bir proje yönetim bileşeni haline getirmektedir.

6. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Bu değerlendirme ışığında, Türkiye’de BIM ile maliyet yönetimi arasındaki ilişkinin sınırlı kalmasının temel nedeni, teknik altyapıdan çok yaklaşım, süreç ve organizasyon yapılarındaki eksikliklerdir. BIM, sektörde hâlen ağırlıklı olarak bir tasarım ve koordinasyon aracı olarak konumlandırılmakta; maliyet yönetimiyle bütünleşik, yaşam döngüsü odaklı bir sistem olarak yeterince ele alınmamaktadır. Oysa BIM’in gerçek potansiyeli, metraj üretimi veya görselleştirme yeteneklerinin ötesinde, maliyet belirsizliklerini yönetilebilir hale getiren stratejik bir karar destek aracı olmasında yatmaktadır.

Türkiye’de son yıllarda atılan kurumsal ve standartlaşmaya yönelik adımlar, bu dönüşümün teknik ve yasal zeminini büyük ölçüde hazırlamıştır. Ancak BIM’in maliyet yönetiminde etkin ve sürdürülebilir bir araç haline gelebilmesi; yazılım yatırımlarından çok, veri standartlarının benimsenmesini, disiplinler arası entegrasyonun güçlendirilmesini ve proje yönetimi kültürünün yeniden tanımlanmasını gerektirmektedir. Bu bağlamda BIM, maliyetleri doğrudan düşüren bir çözümden ziyade, belirsizlikleri azaltan, riskleri görünür kılan ve karar alma süreçlerini rasyonelleştiren bir yapı olarak ele alınmalıdır. Türkiye’de BIM’in gelecekte maliyet yönetimiyle daha güçlü bir bütünlük kurabilmesi, bu bakış açısının sektör genelinde benimsenmesine bağlıdır.

İnşaat projelerinde maliyet sorunu, çoğu zaman rakamların yüksekliğinden değil; bu rakamların hangi kararların sonucu olduğunun net biçimde görülememesinden kaynaklanır. BIM’in maliyet yönetimine asıl katkısı da burada ortaya çıkar: Maliyeti sonuç olmaktan çıkarıp kararların doğal bir çıktısı haline getirmek.

Geleneksel yaklaşımlarda maliyet, çoğu zaman tasarım ve uygulamadan sonra “hesaplanan” bir veridir. BIM yaklaşımında ise maliyet, tasarımın ve planlamanın ayrılmaz bir parçasıdır. Bu fark, projelerin yalnızca daha kontrollü değil, aynı zamanda daha rasyonel yönetilmesini sağlar. Hangi kararın neye mal olduğu görülebildiğinde, maliyet yönetimi sezgiye değil, bilgiye dayanır.

Türkiye gibi ekonomik dalgalanmaların yoğun olduğu bir ortamda bu yaklaşım, maliyet düşürmekten daha kritik bir fayda üretir: belirsizliği azaltmak. BIM, fiyat artışlarını engellemez; ancak bu artışların projeyi nerede, ne ölçüde ve ne zaman etkileyeceğini önceden görmeyi mümkün kılar. Bu da maliyet yönetimini reaktif olmaktan çıkarıp proaktif hale getirir.

BIM’in değeri, tek başına bir yazılım kullanımında değil; maliyet, zaman ve uygulama verilerinin aynı karar zemini üzerinde buluşturulmasındadır. Bu bütünlük sağlanmadığında BIM sınırlı bir teknik araç olarak kalır; sağlandığında ise maliyet yönetiminde güçlü bir yönetim yaklaşımına dönüşür. Bu bağlamda BIM, projeleri ucuzlatan değil; projeleri öngörülebilir hale getiren bir sistemdir. Günümüz inşaat sektöründe asıl rekabet avantajı da tam olarak burada yatmaktadır.

 

İnşaat Hesabı

İnşaat Hesabı Dergisi

7. SAYI