MİRASÇILIK BELGESİ NASIL ALINIR?

Gündelik yaşantıda “veraset ilamı” olarak da bilinen bu belge, kişinin MİRASÇI olduğunu gösterir bir belgedir. Bu belgeye “veraset ilamı” denmesi doğru değildir. Zira “ilam” tabiri ancak ÇEKİŞMELİ YARGI ile nihayete ermiş bir davanın sonucunda, mahkemenin gerekçeli kararları için kullanılan tabirdir. Halbuki “veraset ilamı” ifadesinin kullanılması yanlıştır; zira bu belge bir davanın sonucunda elde edilmez; sulh hukuk mahkemesine yahut da şartları varsa notere yapılacak bir BAŞVURU ile elde edilir.
Mirasçılık belgesi, miras bırakanın YASAL ya da ATANMIŞ (mansup) mirasçıları tarafından alınması gereken, “mirasçı olunduğunun ispatı” özelliğini haiz belgedir. Mirasçılık belgesinin, özellikle kendilerine birer “taşınmaz” malvarlığı mirası kalmış olan mirasçılar tarafından alınması gerekir. Zira bu belgenin alınması ile murisin bıraktığı malvarlığı değerleri üzerinde ELBİRLİĞİ İLE MALİK (başka mirasçı yoksa müstakil malik olunur) olunmaktadır. Taşınmazlar üzerinde malik olanlar ise bir “emlak vergisi” ödemekle mükelleftirler. Bu sebeple, verginin ödenmesi gerektiğinden, mirasçılık belgesinin murisin ölümüyle birlikte, ölüm tarihinden itibaren 3 ay içerisinde alınması gerekir. Aksi durumda, mirasçılık belgesini almakta geciken vergi mükelleflerine bir cezai takibat yapılır.
Bu noktada, yasal mirasçıların da atanmış mirasçıların da mirasçılık belgesini almaya hak sahibi olduklarının altının çizilmesi gerekir. Fakat atanmış mirasçıların önünde şöyle bir set vardır: Atanmış mirasçılar, mirasçı olduklarından haberdar oldukları tarihten başlayarak, 1 ay içinde SULH HUKUK MAHKEMESİNE ya da NOTERE başvurarak bu belgeyi almalılardır. Fakat yasal mirasçılar kendilerine bir itirazda bulunurlarsa, mirasçılık belgesini ancak SULH HUKUK MAHKEMESİNDEN alabileceklerdir.
Mirasçılık belgesi, eski kanunumuz döneminde yalnızca sulh hukuk mahkemelerinden talep edilebiliyordu. Fakat bugün itibariyle hakkında uyuşmazlık bulunmayan mirasçılık belgeleri için notere başvurulması yeterlidir. Aşağıda, mirasçılık belgesi alınması için sulh hukuk mahkemesine yazılması gereken dilekçenin örneği verilmiştir:



 

Redd-İ Miras Nedir?
Miras hakkı, Türk hukukundaki en temel haklardan biri olup, Anayasamızın 35. Maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, “herkes, mülkiyet ve miras hakkına sahiptir.”
Miras hakkı anayasal bir hak olduğuna göre, korunması ve hukuk düzenince çeşitli normlara tabi tutulması gerekir. Bu konuda düzenlenen hükümler uyarınca; muris öldüğünde, murisin (mirasbırakanın) yasal (kanunda “mirasçı” sıfatıyla sayılmış olan kişiler, “yasal mirasçı” olarak adlandırılır.) ya da seçimlik (mirasbırakanın kendisinin bizzat seçmiş olduğu) mirasçıları, muristen kalan malvarlığı değerlerini yasal ve belirli bir usule bağlı olarak bölüşürler. Belirtmeliyiz ki oldukça komplike bir hukuksal izlence gerektiren bu “malvarlığı taksim” sürecinde, kişilerin mutlaka bu alanda uzmanlaşmış bir hukukçunun desteğini almaları gerekmektedir. Zira özellikle miras ve icra-iflas hukuku gibi dallarda “zamanaşımı süresi” gibi hukuki mefhumlar, oldukça sık karşılaştığımız terimler olduğu için, herhangi bir hak kaybının yaşanmaması, tabiri uygunsa “eşeğin sağlam kazığa bağlanması” için, uzman bir hukukçunun yardımı mutlak surette önerilir.
Mirasçının, Muristen Kalan Hak ve Borçları Reddetmesi Usûlü
Yukarıda da değindiğimiz gibi, miras hukukunda ele alınan en önemli iki kavram, “muris” ve “mirasçı” sıfatlarıdır. Muris, mirasa konu oluşturan malvarlığı değerlerinin tümü ile birlikte BORÇ da bırakan kişidir. Mirasçı ise, “tereke” adını verdiğimiz tüm bu mirasın sahibi olacak kişilere verilen sıfattır. Mirasçılar, yasal mirasçılar ve iradi (atanmış) mirasçılar olmak üzere ikiye ayrılırlar. Mirasın reddini, ancak yasal ve atanmış mirasçılar yapabilir.

Kısaca, “redd-i miras” adını verdiğimiz mirasa konu terekenin mirasçı tarafından kabul edilmemesi işlemi, yasal veya atanmış mirasçılar tarafından, MURİSİN YAŞARKEN İKAMET ETTİĞİ ya da mirasçıların oturduğu yerleşim yerinde bulunan SULH HUKUK MAHKEMESİNE başvurmak yoluyla yapılır. Önemle belirtelim ki mirasın reddi işlemi bir “çekişmesiz yargı işi”dir. Yani hasımsız bir hukuki süreç işleyecektir. Mirasçıların, redd-i miras yapabilmeleri için herhangi bir kimseye dava açmalarına gerek yoktur; zira bu, bir ÇEKİŞMESİZ yargı işidir. Bu nedenle ilgililer, oturdukları yer sulh hukuk mahkemesine redd-i miras başvurusunda bulunmalıdırlar. Bunun için gerekli olan, veraset belgelerinin bulunması, yani “mirasçı” olduklarını ispat etmelerini sağlayacak belgeleriyle başvuru yapmalarıdır. Bu nedenlerle, bu bir “dava” değil, “yargı işi”dir. Eski tabirle, bir “nizasız kaza”dır.
Çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkeme, sulh hukuk mahkemesi olduğundan, bu başvurunun da mutlak surette sulh hukuk mahkemesine yapılması gerekir. Aksi takdirde, “görevsizlik kararı” verilir ve ilgililer hak kaybına maruz kalabilir. Zira redd-i miras işlemi, murisin vefatından sonraki 3 ay içerisinde ileri sürülmesi gereken bir istemdir. Aksi takdirde, sözünü ettiğimiz hak düşer.
Mirası reddeden yasal veya atanmış mirasçıların, mirası reddetmeselerdi sahip olacakları miras payları, öteki yasal mirasçılara geçecektir.